Destekleriniz İçin: TR 2300 0100 0729 9750 7700 5003
EN

Kadın Sözlüğü

Regl yoksunluğu nedir?

Regl yoksunluğu, regl döneminde ihtiyaç duyulan ped, tampon veya diğer regl ürünlerine ekonomik ya da sosyal nedenlerle düzenli ve güvenli biçimde erişememe durumudur.
Regl yoksunluğu yalnızca bir hijyen sorunu değildir. Yoksulluk, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, eğitim ve çalışma yaşamına katılım ve sağlık hakkı ile doğrudan ilişkilidir. Regl ürünlerine erişememek, kadınların ve kız çocuklarının günlük yaşamdan, eğitimden ve çalışma hayatından eşit biçimde yararlanmasını engelleyebilir.
 

Regl sağlığı; kişilerin regl döngüleri hakkında doğru bilgiye ulaşabilmesini, ihtiyaç duyduğu regl ürünlerine ve temiz suya erişebilmesini, güvenli ve hijyenik koşullarda regl sürecini yaşayabilmesini ve gerektiğinde nitelikli sağlık hizmetlerine ulaşabilmesini ifade eder.
Regl sağlığı yalnızca bireysel bir mesele değil, sağlık ve toplumsal eşitlikle ilişkili bir haktır.
 

Ped, tampon, menstrual kap ve benzeri ürünler regl döneminde kullanılan temel ihtiyaçlardır. Bu ürünlere güvenli, düzenli ve karşılanabilir biçimde erişebilmek, regl sağlığının önemli bir parçasıdır.
Regl ürünlerine erişimin ekonomik güce bağlı olması, toplumsal eşitsizlikleri derinleştirir. Regl ürünleri bir lüks değil, temel bir ihtiyaçtır.

Regl tabusu, regl hakkında konuşmayı, soru sormayı veya bilgi paylaşmayı zorlaştıran toplumsal önyargı ve sessizlik hâlidir.
Reglin utanılması gereken, gizlenmesi gereken veya "ayıp" bir konu olarak görülmesi; kadınların ve kız çocuklarının bedenlerini tanımasını, ihtiyaçlarını ifade etmesini ve destek almasını zorlaştırabilir.
Regl hakkında açıkça konuşmak, bu tabuların kırılması ve doğru bilgiye erişimin güçlenmesi için önemlidir.
 

Menarş, kişinin hayatındaki ilk regl kanamasıdır. Genellikle ergenlik döneminde gerçekleşir ve üreme sisteminin gelişim sürecinin bir parçasıdır.
Menarş hakkında doğru ve yaşa uygun bilgiye erişmek, gençlerin bedenlerindeki değişimleri anlamalarına ve regl deneyimini korku veya utanç yerine bilgiyle karşılamalarına yardımcı olur.
 

Menstrüel sağlık ve hijyen; regl döneminde güvenli ve sağlıklı koşullarda yaşayabilmek için gerekli bilgiye, ürünlere, temiz suya, sanitasyon hizmetlerine ve sağlık desteğine erişimi kapsar.

Bu alandaki eşitsizlikler; eğitim, gelir, yaş, engellilik, yaşanılan bölge ve diğer toplumsal koşullarla kesişebilir. Bu nedenle menstrüel sağlık ve hijyen, bireysel tercihlerden öte toplumsal eşitlik ve insan hakları perspektifiyle ele alınmalıdır.

Menstrüel eşitlik, herkesin regl döneminde ihtiyaç duyduğu ürünlere, bilgiye, temiz suya, sanitasyon olanaklarına ve sağlık hizmetlerine eşit biçimde erişebilmesini ifade eder.

Menstrüel eşitlik, regl deneyiminin ekonomik koşullar nedeniyle eğitimden, çalışma yaşamından veya sosyal hayattan dışlanmaya yol açmadığı bir yaşamı hedefler. Regl olmak doğal; eşitsizlik ise değiştirilebilir.

Regl, rahim iç tabakasının gebelik oluşmadığında vücuttan kanama yoluyla atılmasıyla gerçekleşen doğal bir biyolojik süreçtir. Regl döngüsü kişiden kişiye değişebilir. Regl olmak utanılacak ya da saklanması gereken bir durum değildir; kadınların ve kız çocuklarının bedenlerinin doğal işleyişinin bir parçasıdır. 

Perimenopoz nedir?

Perimenopoz, menopoz geçiş dönemini ifade eder. Bu dönemde hormon düzeylerindeki değişimlere bağlı olarak regl döngüsünde düzensizlikler ve farklı belirtiler görülebilir.
Perimenopozun ne kadar süreceği ve nasıl deneyimleneceği kişiden kişiye değişebilir. Bu dönemde yaşanan belirtilerin yaşam kalitesini etkilemesi durumunda sağlık profesyonellerinden destek alınabilir.

Menopoz, regl kanamalarının kalıcı olarak sona erdiği doğal bir yaşam evresidir. Genellikle 12 ay boyunca regl görülmemesi sonrasında menopozdan söz edilir.
Menopoz bir hastalık değildir ve kadınların değerini, üretkenliğini veya toplumsal yaşamdaki yerini azaltmaz. Ancak bu dönemde yaşanan değişimler ve belirtiler kişiden kişiye farklılık gösterebilir.
Menopoz hakkında doğru bilgiye, nitelikli sağlık hizmetlerine ve ihtiyaç duyulan desteğe erişim herkes için önemlidir.
 

Menopoz sonrası dönem, menopozun gerçekleşmesinin ardından başlayan yaşam evresidir.
Bu dönemde de bedensel değişimler devam edebilir ve bazı sağlık riskleri farklılaşabilir. Menopoz sonrası dönemde düzenli sağlık kontrollerine erişim ve kişinin ihtiyaçlarına uygun sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesi önemlidir.
 

Menopoz tabusu, menopozun yaşlanma, eksilme, üretkenliğin kaybı veya kadınlığın sona ermesi gibi yanlış ve ayrımcı kalıplarla ilişkilendirilmesi nedeniyle bu yaşam evresinin konuşulmaması ya da gizlenmesidir.

Menopoz hakkında konuşmak; doğru bilgiye erişimi güçlendirmek, yalnızlık hissini azaltmak ve kadınların ihtiyaçlarını görünür kılmak açısından önemlidir. Menopoz bir eksiklik değil, doğal bir yaşam evresidir.

Bedensel özerklik, kişinin kendi bedeni ve sağlığı hakkında bilgi sahibi olması, karar verebilmesi ve kendi bedeni üzerinde söz sahibi olabilmesidir.

Regl, menopoz ve diğer bedensel süreçler hakkında doğru bilgiye erişmek; kişilerin bedenlerini tanımaları, ihtiyaçlarını ifade etmeleri ve sağlıklarıyla ilgili bilinçli kararlar verebilmeleri açısından bedensel özerkliğin önemli bir parçasıdır.

Beden olumlama, farklı bedenlerin ve bedensel deneyimlerin değerli olduğunu kabul eden bir yaklaşımdır.

Toplumun kadın bedenlerine ilişkin güzellik, gençlik ve “ideal beden” beklentileri; regl, menopoz ve yaş alma gibi doğal süreçlerin olumsuz algılanmasına neden olabilir. Beden olumlama yaklaşımı, kadınları yalnızca görünüşleri üzerinden değerlendirmeyen, farklılıkları kabul eden ve bedenlere yönelik ayrımcılıkla mücadele eden bir bakış açısını destekler.

Toplumsal cinsiyet ve iklim krizi arasında nasıl bir ilişki vardır?

İklim krizi kadınları ve erkekleri aynı biçimde etkilemez. Yoksulluk, bakım sorumlulukları, kaynaklara erişimdeki eşitsizlikler ve karar alma süreçlerinden dışlanma nedeniyle kadınlar, iklim krizinin etkileri karşısında daha kırılgan koşullarla karşılaşabilir.

Şiddet döngüsü, şiddet içeren ilişkilerde gerilimin artması, şiddetin gerçekleşmesi ve ardından özür, pişmanlık veya geçici sakinleşme dönemlerinin tekrarlanmasıyla oluşan döngüdür. Bu döngü her ilişkide aynı biçimde yaşanmayabilir.

Güvenli alan, kişilerin ayrımcılık, şiddet, baskı veya yargılanma korkusu yaşamadan kendilerini ifade edebildiği ve destek alabildiği fiziksel veya sosyal ortamdır.

Cinsel sağlık, yalnızca hastalıkların veya enfeksiyonların bulunmaması değil; cinselliğin fiziksel, duygusal, zihinsel ve sosyal açıdan güvenli ve sağlıklı biçimde yaşanabilmesidir.

Cinsel haklar, herkesin cinselliği ve bedeniyle ilgili özgür ve bilinçli kararlar verebilmesini, ayrımcılık ve şiddetten uzak yaşayabilmesini ve gerekli sağlık hizmetlerine erişebilmesini kapsar.

 

Üreme hakları, kişilerin çocuk sahibi olup olmamaya, çocuk sahibi olmanın zamanına ve çocuk sayısına karar verme hakkını kapsar. Ayrıca bu kararların özgürce verilebilmesi için gerekli bilgi ve sağlık hizmetlerine erişimi de içerir.

Bilgilendirilmiş onam, kişinin bir sağlık hizmeti veya tıbbi müdahale hakkında yeterli ve anlaşılır bilgi aldıktan sonra, herhangi bir baskı altında kalmadan özgür iradesiyle karar vermesidir.

Kadın emeği, kadınların ücretli veya ücretsiz olarak gerçekleştirdiği tüm üretim, bakım ve yeniden üretim faaliyetlerini kapsar. Ev içi emek, bakım emeği ve görünmeyen emek de toplumsal yaşamın sürdürülebilmesi için vazgeçilmezdir.

Görünmeyen emek, ekonomik değeri ve toplumsal katkısı çoğu zaman fark edilmeyen veya ücretlendirilmeyen emektir. Ev işleri ile çocuk, yaşlı ve hasta bakımı gibi işler bu kapsamdadır ve çoğunlukla kadınlar tarafından üstlenilir.

Bakım emeği; çocukların, yaşlıların, hastaların, engellilerin ve bakım ihtiyacı olan diğer kişilerin ihtiyaçlarının karşılanması için harcanan fiziksel, duygusal ve zihinsel emeği ifade eder.

Ev içi emek; yemek yapmak, temizlik, alışveriş, çocuk ve yaşlı bakımı gibi evin ve yaşamın sürdürülmesi için gerçekleştirilen işlerdir. Bu emeğin çoğunlukla kadınlar tarafından karşılıksız biçimde üstlenilmesi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin önemli göstergelerinden biridir.

Cam tavan, kadınların eğitim ve deneyim açısından yeterli olmalarına rağmen yönetici ve karar alma pozisyonlarına yükselmelerini engelleyen görünmez kurumsal ve toplumsal engelleri ifade eder.

 

Toplumsal cinsiyete dayalı ücret eşitsizliği, kadınların ve erkeklerin benzer veya eşdeğer işlerde çalışmalarına rağmen ücretlendirme süreçlerinde ortaya çıkan sistematik farklılıklardır.

Güvencesiz çalışma; düşük ücret, sosyal güvence eksikliği, belirsiz çalışma koşulları, iş güvencesinin bulunmaması veya kayıt dışı çalışma gibi koşullarla karakterize edilen çalışma biçimlerini ifade eder.

Dijital şiddet, teknoloji ve dijital iletişim araçları kullanılarak gerçekleştirilen tehdit, taciz, takip, kontrol, özel görüntülerin izinsiz paylaşılması veya kişisel verilerin kötüye kullanılması gibi şiddet biçimlerini kapsar.

İklim adaleti, iklim krizinin nedenlerinin ve sonuçlarının toplumlar ve gruplar arasında eşit dağılmadığını kabul eden; iklim politikalarının adalet, eşitlik ve insan hakları temelinde şekillenmesini savunan bir yaklaşımdır.

Ekolojik kriz; iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, su ve gıda sorunları, kirlilik ve doğal kaynakların tükenmesi gibi birbirini etkileyen çevresel sorunların bütününü ifade eder.

Afetler kadınları ve erkekleri aynı şekilde etkilemez. Kadınların ekonomik kaynaklara erişimi, bakım sorumlulukları, güvenli alanlara ulaşımı ve karar alma süreçlerine katılımı, afetlerden etkilenme biçimlerini belirleyebilir.

Kadınların kente katılımı, kadınların kent yaşamının tüm alanlarına eşit, güvenli ve özgür biçimde erişebilmesini ve kentin planlanması ile yönetilmesine ilişkin karar süreçlerinde söz sahibi olabilmesini ifade eder.

Kapsayıcı mekan, farklı yaş, cinsiyet, engellilik durumu, ekonomik koşul ve yaşam deneyimine sahip herkesin güvenli, eşit ve erişilebilir biçimde kullanabildiği fiziksel veya sosyal alandır.

Hak temelli yaklaşım, insanların ihtiyaçlarını yalnızca yardım veya destek konusu olarak değil, sahip oldukları temel insan hakları çerçevesinde ele alır. Kişilerin haklarını bilmelerini, haklara erişebilmelerini ve hak ihlallerine karşı güçlenmelerini destekler.

Güçlenme, bireylerin ve toplulukların kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olma, karar alma, haklarını kullanma ve değişim yaratma kapasitelerinin desteklenmesi sürecidir.

Dayanışma, ortak deneyimler ve haklar etrafında bir araya gelerek birbirini desteklemek, güçlendirmek ve birlikte hareket etmektir. Bireysel desteğin ötesinde toplumsal değişim yaratma potansiyeli taşır.

Savunuculuk, belirli bir hak veya toplumsal mesele konusunda kamuoyunda farkındalık yaratmak, karar alıcıları etkilemek ve politika değişikliği talep etmek amacıyla yürütülen çalışmalardır.

Katılımcılık, bireylerin ve toplulukların kendilerini ilgilendiren kararların alınması ve uygulanması süreçlerine anlamlı ve etkili biçimde dâhil olabilmesidir.

 

Ayrımcılık, bir kişinin veya grubun cinsiyet, yaş, engellilik, etnik kimlik, inanç, cinsel yönelim, ekonomik durum veya başka bir özelliği nedeniyle eşit hak ve fırsatlardan yararlanmasının engellenmesidir.

Hak ihlali, bireylerin veya toplulukların sahip olduğu temel hakların engellenmesi, kısıtlanması veya ihlal edilmesidir. Hak ihlalleri bireysel eylemlerden, kamu kurumlarının uygulamalarından veya diğer toplumsal ve kurumsal yapılardan kaynaklanabilir.

Toplumsal cinsiyet, kadınlara, erkeklere ve farklı cinsiyet kimliklerine toplum tarafından yüklenen rolleri, sorumlulukları, beklentileri ve davranış kalıplarını ifade eder. Biyolojik cinsiyetten farklı olarak toplum ve kültür tarafından şekillenir ve zaman içinde değişebilir.

Toplumsal cinsiyet eşitliği, herkesin cinsiyeti veya toplumsal cinsiyet kimliği nedeniyle ayrımcılığa uğramadan haklara, kaynaklara, fırsatlara ve karar alma süreçlerine eşit biçimde erişebilmesidir.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadınların ve kız çocuklarının eğitim, sağlık, çalışma yaşamı, siyasal katılım ve karar alma süreçlerinde erkeklerle eşit fırsatlara sahip olmamasıdır. Eşitsizlik, bireysel tercihlerden çok toplumsal ve kurumsal yapıların sonucudur.

Kesişimsellik, toplumsal eşitsizliklerin yalnızca tek bir kimlik veya özellik üzerinden değil; cinsiyet, sınıf, engellilik, yaş, etnik kimlik ve göçmenlik durumu gibi farklılıkların birbiriyle kesişmesi üzerinden anlaşılması gerektiğini savunan bir yaklaşımdır.

Feminist yaklaşım, kadınların ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine maruz kalan tüm grupların eşit haklara ve özgürlüklere sahip olması için eşitsizliklerin kaynağını sorgulayan ve bu eşitsizlikleri dönüştürmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır.

Kadın dayanışması, kadınların deneyimlerini paylaşarak, birbirlerini güçlendirerek ve ortak mücadele alanları oluşturarak eşitsizliklere ve hak ihlallerine karşı birlikte hareket etmesidir.

Kadına yönelik şiddet, kadınlara yalnızca kadın oldukları için yöneltilen veya kadınları orantısız biçimde etkileyen fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik ya da dijital şiddet biçimlerini kapsar.

Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, kişilere toplumsal cinsiyetleri, cinsiyet kimlikleri veya cinsiyet normlarına uymamaları nedeniyle yöneltilen şiddettir. Şiddetin farklı biçimleri, bireysel olduğu kadar toplumsal ve yapısal eşitsizliklerle de ilişkilidir.

 

Fiziksel şiddet, bir kişinin bedenine zarar vermeyi amaçlayan yaralama, itme, vurma, tokatlama veya benzeri eylemleri kapsar.

Psikolojik şiddet; tehdit etme, aşağılama, küçümseme, korkutma, hakaret etme, kontrol etme, yalnızlaştırma veya kişinin özsaygısını zedeleme gibi davranışları kapsar.

Ekonomik şiddet, kişinin ekonomik kaynaklara erişimini kısıtlama, çalışmasını engelleme, gelirine el koyma, kişiyi borçlandırma veya ekonomik kararlarını kontrol etme yoluyla uygulanan şiddettir.

Cinsel şiddet, kişinin rızası olmadan gerçekleştirilen veya kişinin cinsel dokunulmazlığını ihlal eden her türlü cinsel eylemi kapsar. Fiziksel temas içeren veya içermeyen biçimlerde gerçekleşebilir.

Israrlı takip, bir kişinin başka bir kişiyi istemediği hâlde sürekli takip etmesi, iletişim kurmaya çalışması veya fiziksel ve dijital yollarla rahatsız ederek kişinin kendisini güvende hissetmesini engellemesidir.

Bu web sitesi Avrupa Birliği’nin finansal desteği ile UN Women tarafından uygulanan “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği için Güçlü Sivil Alan” projesi kapsamında oluşturulmuştur. Bu web sitesinde ifade edilen görüşler Lotus Kadın Dayanışma ve Yardımlaşma Derneğinin görüşleridir ve BM Kadın Birimi, Birleşmiş Milletler, bağlı kuruluşları ya da Avrupa Birliği’nin resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.